You Need to have Flash Player installed.

 

Şu An Sitemizde
187 Ziyaretci 2 Üye Online

Blog Menusu

  Ana Sayfa
  Resimlerim
  Makalelerim
  Günlüğüm
  Biyografim

fen ve teknoloji
Hayatlarını, çalışmalarını,buluş ve eserlerini okuyup öğrendiğiniz bilim adamlarının çoğu,mikroskoplar, teleskoplar , bir takım makineler ya da laboratuar aletleriyle çalışmışlardır. Sorunlarını çözmek,düşüncelerini,tasarılarını,fikirlerini gerçekleştirip uygulamak için deneyler yapmışlardır.

Albert Einstein (aynştayn)başka tür bir bilim adamıdır. İcatlarını, buluşlarını laboratuarda değil, kafasının içinde,aklında yapan kuramsal (teorisyen) bir fizikçidir.aynştayn, teorilerini ispatlamak için deneyler yapmak gereğini duymamıştır. Bütün dehasını,yeteneklerini,fikirlerini geliştirmek karşısına aldığı soru ve sorunları cevaplayıp çözümlemek , düşüncelerini matematik formüllerine dönüştürmek, böylece ortaya koymak yolunda harcamıştır.

aynştayn’ın bazı teorileri, bu teorilerin ileri sürüldüğü , ortaya konulduğu zamanın çok ilerisindedir.Öyle ki,söz konusu teorilerin uygulamaya dökülebilmesi için, bilimsel araç ve gereçlerin daha gelişmiş, daha mükemmellerinin icat edileceği zamana kadar uzun yılların geçmesi gerekmişti. Bu teorilerden birinde hiç kimsenin görmemiş olduğu belirli bir yıldızın varlığı öne sürülüyordu. Bir başka teori, evrende bulunan bütün maddelerin en küçük parçası,bölünmez cüzü olarak kabul edilen atomla ilgiliydi. Gerçekte atomun daha küçük zerreciklerden oluştuğu açıklanıyordu. Nitekim her iki teorinin de doğru olduğu ispatlanmıştır.

Albert aynştayn,dünyaya,insanlığa,evrenin kanunlarının açıklanmasında yardımcı ve yararlı olan sayısız yeni matematiksel formül vermiştir. Işık, enerji, hareket, yerçekimi, uzay ve zaman gibi esrarengiz kavramlar konusunda, bunların anlaşılması,çözümlenmesi bakımından,dünyaya aynştayn kadar yararlı olmuş bir kimse daha yoktur.

aynştayn, Almanya'da küçük bir şehir olan Ulm'da doğmuştu. Babasının küçük bir elektrik aletleri fabrikasına sahip olduğu Münih şehrinin varoşlarında (dış, kenar mahallelerinde)yetişti. Çocukken.ilerde nasıl bir adam olacağının en ufak belirtilerine sahip değildi. Öğretmenleri onu “donuk,zihni tersine işleyen" bir çocuk diye tanımlıyorlardı.

Gerçekte aynştayn son derece zekiydi.12 yaşındayken kendi kendine geometri öğrenmişti.



ATOM BOMBASININ TEMEL FORMÜLÜ

2. Dünya Savaşı'na kesin son sağlayan atom bombası, aynştayn'ın 1905 yılında ortaya koyduğu bir gerçeğin ürünüdür. Eskiden bir maddenin yaratılamayacağı ve yok edilemeyeceği kuramı geçerliyken, aynştayn maddenin enerjiye ,enerjinin de maddeye dönüşebileceğini ileri sürmüştür.

E =enerji M= kitle C=ışığın hızı

olarak kabul edildiğinde,bu gerçeği

E=MC2

formülü ile ortaya koymuştur.



Babası fabrikada çalışması için zorladı.Fakat aynştayn öğrenimine devam etmek arzusundaydı. Özellikle matematik ve fizikle ilgileniyordu.

Bir fizik öğretmeni olmağa karar verdi. İsviçre'de Zürih şehrine gitti. Orada Politeknik Akademisi'ne girdi. İyi dereceyle mezun oldu. Öğrenimini tamamlarken,sonradan eşi olacak Mileva Mareç adında bir öğrenciyle de tanışmıştı.

Okulu bitirdikten sonra fizik öğretmeni olarak uygun bir iş bulamadı. Özel dersler veriyordu ama el ine, geçen para azdı. Ancak o da güçlükle boğazına yetiyordu. 1902 yılında, İsviçre Patent Ofisinde memur oldu. İşin parası azdı ama kolaydı. Çok az vaktini alıyor, asıl ilgilendiği şeylerle meşgul olabilmesi için bol zamanı kalıyordu.

Bundan sonraki üç yılın her dakikasını,zaman ve uzay konusunda yeni matematiksel açıklamalar getirecek bazı formüller üzerinde harcadı. 1905 yılında henüz 26 yaşındayken, kendine dünya ölçüsünde ün kazandıracak olan "İzafiyetin Özel Teorisi" isimli eserini bastırdı. Bazı bilim adamları,bu eseri "dünya tarihinde en önemli belge" diye tanımışlardır.

aynştayn'ın İzafiyet Teorisi, bilim adamı arkadaşları arasında pek coşkuyla karşılanmadı. Bunun nedeni, onların kendi çalışma ve eserlerindeki nice yanlış ve yanıltının ortaya dökülmesiydi. 1912 de karşı tavır silindi.Herkes onun büyüklüğünü kabul etti. Teorisi çok karmaşıktı. Fakat matematikçilerin ve fizikçilerin uzun yıllardan beri bocaladıkları,çözümleyemedikleri sayısız sorunu cevaplandırıyordu.

İsviçre Patent Dairesindeki silik,belirsiz katip,dünya çapında ün kazanmıştı. Avrupa üniversitelerinde dersler vermeğe çağrıldı. Profesörlerden biri "yeni bir Kopernik doğmuştur" dedi. 1914 yılında, Berlin Üniversitesinde fizik profesörü oldu. Orada, Nobel Armağanını kazandığı 1921'e kadar dokuz yıl kaldı.

1933 yılında ansızın bütün hayatı yön değiştirdi. Adolf Hitler adında hırslı,kana susamış bir çılgın, Almanya'da diktatör olmuştu.Hitler ve omuzdaşları,"üstün Cermen ırkı" saplantısıyla Yahudilere karşıydılar. aynştayn Hitler'e ve Nazilerin zorbalıklarına, zulümlerine karşı bir tavır takındı. Hitler de onun evini yıktırdı, malına mülküne el koydu.Tutuklanması için büyük paralar vaat etti. Dünyanın onurlandırdığı aynştayn,yersiz,yurtsuz bir mülteci durumuna düşmüştü. Sonra Amerika'dan çağrıldı. 1933 yılında Princeton'a geldi. 22 yıl orada yaşadı. 1940 yılında Amerikan vatandaşlığına geçti.

1945 yılında 2. Dünya Savaşını sonuçlandıran atom bombası Amerikalılar tarafından atıldığı zaman,aynştayn bilimin ölüm ve yıkımlar amacıyla kullanılmasından büyük üzüntüye kapıldı. Bütün uluslara bir çağrıda bulundu.Barışçı bir dünya devletinin kurulmasını istedi. 1955 de öldüğü zaman 76 yaşındaydı.



Enerji Nedir?Günümüzde bilim dünyasının en büyük amacı, insanın barış ve bolluk içinde yaşamasını gerçekleştirebilmek için atomdan enerji sağlamaktır. Bu düşüncenin uygulama alanına konması, insanlığın düşünce tarihinde gerçek anlamıyla dev ölçüde bir devrim demektir.

Ünlü bilim adamı Albert Einstein (aynştayn), maddeyi enerji terimleriyle değerlendiren bir kuram (teori) ortaya koyan ilk bilgindir.Başka türlü söylemek gerekirse, maddenin enerjiye dönüşebileceğini göstermiştir. Bu durumda madde ikinci planda kalmış, fizik dünyasında en önemli şey enerji olmuştur.

Şimdi de geniş anlamıyla enerjinin ne demek olduğunu görelim. Enerji,bir cisimde,bir maddede bulunan iş yapabilme yeteneği, ortaya iş çıkarma gücüdür. Bir insanda, bir makinede, yüksek bir yerden akan suda her an için belirli bir iş yapabilme gücü, dolayısıyla belirli miktarda enerji vardır. Söz gelişi bir otomobili ele alalım. Otomobilin motorunun çalışması için kuvvet kullanılmalıdır. Bu nedenle bir kuvvetin sağlanması gerekir. Kuvveti meydana getirecek şey enerjidir. Buradaki enerji nereden mi gelir ? Otomobilin deposuna doldurulan yakıt (benzin),motorun çalışması için gerekli enerjiyi verir. Silindirin içinde yanan benzin,belirli bir kuvveti işbaşı yapar. Bu kuvvet de, motorun bütününü çalıştıran dişlileri, tekerlekleri harekete getirir. Sonunda enerji bir iş yapmış,otomobili yürütmüştür.

Fizik biliminin iki önemli unsurundan biri enerji,öteki de kütle'dir. Bu iki unsuru birbirinden tam olarak ayırmak, ayrı düşünmek sözkonusu değildir. Enerji türlerini mekanik enerji, kimyasal enerji, elektrik enerjisi, atom enerjisi diye sayabiliriz. Bütün enerji şekilleri aslında iki genel bölümde toplanır. Bunlar :

1) Potansiyel Enerji

2) Kinetik Enerji bölümleridir. Potansiyel enerji,bir cismin bulunduğu yer, ya da durumu dolayısıyla edindiği enerji miktarıdır. Yukarda değindiğimiz petrol (benzin-akaryakıt) örneğinde, moleküller elektriksel kuvvetle bir arada tutulmaktadır. Enerji bu moleküllerde depolanmıştır. Buradaki enerji "potansiyel" enerjidir. Benzin patlamayla ateşlendiği zaman, potansiyel enerji kullanılmış olur. Yüksek bir yerden akan suda, bir oku koyuvermek için gerilmiş yayda,bir saatin zembereğinde de potansiyel enerji vardır.

Kinetik enerji, cisimlerde hareket halinde olmalarından dolayı bulunan enerjidir.

Yüksekten akan su bir değirmenin çarkına çarptığında, gerilen yay serbest bırakılıp oku fırlattığında, saatin zembereği dişlileri harekete geçirdiği zaman, daha yukarda belirtilen cisimlerdeki potansiyel enerji, kinetik enerjiye dönüşmüş demektir.

Kimyasal değişmeler yoluyla da birçok enerji şekilleri elde edilebilir. Bazı maddeler oksijenle birleşerek yanar, bu yanmayla ışık ve ısı verirler. Buradaki "yanma" olayı kimyasal bir değişmedir. Yanmayla meydana gelen ısı ve ışıksa birer enerji kaynağıdır. Tıpkı bunun gibi, fiziksel değişmeler de enerji elde edilmesine yararlı olur. Ses fiziksel değişme nitelikli bir enerji kaynağıdır. Akarsu gücü ise mekanik enerji türlerinden biridir.

Potansiyel enerji ile kinetik enerji arasındaki ilişki şöylece belirtilebilir. Hareket halindeki bir cismin kitlesinden ve hızından meydana gelen enerji "kinetik" enerjidir.Cisim düşmekle potansiyel enerji kaybeder ve kinetik enerji kazanmış olur. Fakat kazanılan enerji miktarı daima kaybedilen miktara eşittir. Gerçekte,yeryüzündeki enerji miktarı daima aynı kalır. Yeni enerji yaratamayız ve mevcut enerji miktarından bir kısmını yok edemeyiz.Düşmeyle,akan suyla,kömürle, atomla ne yaparsak yapalım, enerjinin sadece bir şekilden başka bir şekilde dönüşmesi sözkonusudur. Yoksa kullanılan enerji kaybolup gitmiş değildir.



Atom Bombası Nasıl Yapıldı ?6 Ağustos 1945 tarihinde yerel saatle 08.15'te Hiroşima üzerine,üç gün sonra da 9 Ağustos'ta Nagasaki şehrine atılarak 100. 000 den fazla insanın ölmesine yol açan, 2. Dünya Savaşını kesin bir şekilde sonuçlandıran atom bombalarının yapılmasıyla ilgili çalışmaların tarihi hayli eskilere kadar uzanır.

1896 yılında Henri Becquerel adındaki bir Fransız bilim adamı,bazı atomların ayrılıp dağılması sonucu meydana gelen radyoaktiviteyi keşfetmişti. Aynı çıkış noktasına dayanarak deneysel çalışmalar yapan Marie ve Pierre Curie,radyum ve polonyum adını taşıyan radyoaktif iki eleman buldular.

Einstein (aynştayn)'ın 1905 yılında ortaya koyduğu bir formül, atomların çekirdeğindeki dev enerjiyi bilimsel bir gerçeklikle açıklamış oldu. Bilginlerin bu alandaki çalışmaları büsbütün yoğunlaştı. 1938 yılında, Hahn ve Strassmann adında iki Alman bilgini,uzun çalışmalar sonucu uranyum atomunu parçalamayı basardılar. Aradan geçen zaman içinde 2. Dünya Savaşı patlak vermişti. Gerek Müttefikler,gerekse Almanya

hasımlarından daha önce davranarak atom bombasını gerçekleştirmek çabası içindeydi. Amerika Hükümeti bu konudaki çalışmaları 1939 yılında büsbütün hızlandırdı. Aynı yıl içinde Başkan Franklin D. Rosevelt'le görüşen bilim adamları, bir atom bombasının yapımı tasarısını açıkladılar. Ertesi yıl bu konudaki çalışmalar için büyük ölçüde ödenek ayrılmıştı. Öte yanda, Almanlar da hızlı bir çalışmayla aynı hedefe ulaşmak çabası içindeydiler.

Uranyumun U-235 isotopu ve atomların "zincirleme parçalanması" işlemi için gerekli "kritik kütle" diye tanımlanan miktarın bir araya getirilebilmesi, Amerika Birleşik Devletleri'nin 5 yıl sonra ilk atom bombasını gerçekleştirmesini sağladı. 1945 yılının 16 Temmuz günü, Amerika'nın New Mexi-co (Yeni Meksika eyaletindeki Alamogordo hava üssü yakınlarında patlattığı ilk atom bombasıyla 16 kilometre ötede bulunan dağlar aydınlandı. Ateşten bir top 12. 000 metreye kadar yükseldi. Ardından mantar biçimi bir duman sütunu oluştu. Bombanın üzerinde patlatıldığı çelik kule eriyip yok olmuştu.

Atom bombasının patlaması esnasında meydana gelen ısı, uranyum elemanını basıncı çok yüksek bir gaz haline dönüştürür. Patlama anında, kütlenin iç yapısındaki ısı 100.000. 000 (yüz milyon dereceyi) bulur. Ardından,bunları tutan maden ceket parçalanır.

Amerika'dan sonra 1949 yılında Ruslar, 1952'de de İngilizler ilk atom bombalarını patlattılar. Böylece,dünya tarihinin en korkunç ve en etkili silahı doğmuştu.





Henüz Blog Köşesine
Biyografi Eklenmemiş
 




Henüz Blog Köşesine Yazı Eklenmemiş
 




Henüz Blog Köşesine Günlük Eklenmemiş
 


Son Resimlerim

 

www.sbstercihrobotu.com  / www.fenprojem.com  / Gizlilik Politikası

Copyright © 2002-2013 www.fenokulu.net Vergi No:1590073486
İletişim & Reklam fenokulu@yahoo.com Muharrem Baytekin

Flash Player    Pdf  Reader    Flv Video Oynatıcı