861 Online (449 Mobil)

 

 

Fen Diğer Konuları
Tüm Liste

Genleri Değişmiş Gıdalar Bütün Dünyayı Korkutuyor

Sayfayı Yazdır

            Genetik değişime uğramış tarım ürünleri bütün dünyada tartışılıyor. Türkiye`de ise yıllardır tüketilen bu ürünler için yasal düzenlemeler eksik ve kamuoyunda bu ürünlerin nerelerde kullanıldığı, özellikleri ve riskleri yeteri kadar bilinmiyor
Şu sıralarda Global Wind isimli bir gemi Brezilya`dan yüklediği 30 bin ton soya ile Türkiye`ye doğru yaklaşıyor. Soyaların farkı "transgenetik" olması. Yani bilinen soyadan farklı olarak zararlı otlara karşı daha dayanıklılık gibi özellikler için genlerinin değiştirilmiş olması. Tıpkı Türkiye`nin her yıl ithal ettiği yüzbinlerce ton soya, mısır, kanola ve benzeri ürün gibi...
            Peki bu ürünler ne yapılıyor? Öncelikle yılda 15 milyon tonluk hayvan yemi açığının önemli bir bölümü bu ürünlerle karşılanıyor. Bunun dışında yine ABD`den ithal edilen genetik olarak değiştirilmiş mısırlarla Türkiye`de üretilen "nişasta bazlı şeker" glukoz ve fruktoz şurubu olarak gazlı içeceklerden, tatlı şerbetine kadar pek çok alanda kapış kapış gidiyor. Ve ithal edilen bu tarım ürünleri için henüz bir standart ya da denetim sözkonusu değil. Bu konuda tam anlamıyla bir yetki karmaşası yaşanıyor ve yasal eksiklikler de cabası. İthal edilen tarım ürünleri ancak şikayet varsa denetleniyor.
            Üstelik bu ürünlerin "transgenetik" olup olmadığını ölçebilecek laboratuvarların sayısı da son derece sınırlı. Ve bir de ülkede genetik ürünler konusunda bir politika da olmadığı için Türkiye sınırlarından gelip geçen milyonlarca tonluk gıda maddesini seyretmekle yetiniyor. Aslına bakılırsa bu bütün dünyada benzer biçimde yaşanan bir problem. 90`lı yılların başından beri baş döndürücü bir hızla gelişen teknolojiye karşı, ne yasalar ne de yasal denetim organları hazırlıklı değil. Ve daha önemlisi genetik teknolojisinin insan hayatına soktuğu gelişmelerin ne sosyolojisi ne de felsefesi yapılıyor.

Transgenetik Tarım
            Genleriyle oynanmış ürünler genel olarak GM yani Genetik Modifikasyonlu ürünler olarak adlandırılıyor. Yapılan iş basit biçimde bu organizmalara başka organizmaların genlerinin kesilip yapıştırılması. Amaç bitkilerin zararlılara, hastalıklara karşı direncinin artırılması. Bunun dışında soğuk, susuzluk, güneş gibi dış faktörlere dirençli hale getirilmesi. Faydalar da bu noktada açığa çıkıyor. GM tohumlar kullanılarak yapılan üretimde maliyet hızla düşüyor, kısa sürede verimli ürün alınıyor, ilaç kullanımı azalıyor ve standart yükseliyor.

Bunun dışında tarım ürünlerinin raf ömrünü artırmak ya da patateslerin daha az yağla kızartılmasını sağlamak, çileklerin daha kırmızı olmasını sağlamak gibi amaçlarla da GM ürünler geliştiriliyor. Gen teknolojisi henüz çok az sayıda hücrede başarılı olabildiği için sınırlı sayıda üründe, şimdilik mısır, soya, pamuk ve kanola gibi bitkilerde ve kimi kümes hayvanlarında ticari olarak kullanılıyor.

 

 

 

 

Riskleri de var


            Ancak bütün bu faydalarına rağmen doğal olmayan, bir anlamda "kimyaları bozulmuş" GM ürünlerin insan metabolizmasında nelere yol açabileceğini kestirmek şimdilik pek mümkün değil. Bu kuşku bütün dünya tarafından paylaşılıyor. Ağır bir açlığın pençesinde kıvranan Zimbabwe`de hükümetin ABD`nin "transgenetik tohumla üretilmiş tahıl" yardımı önerisini kesin bir dille reddetmesinin ardında da bu kuşku yatıyor.

            Risklerin başında antibiyotik direnç sağlayan genlerin insanları etkileme olasılığı, aktarılan genin yarattığ alerji, zehirlenme gibi olasılıklar var. Örneğin Brezilya kestanesi genleri ile soyada büyük bir ürün artışı sağlandı. Ancak kestanenin alerjik özellikleri soya fasulyesine de geçti. Benzer biçimde 1989 yılında GM ürünlerle beslenen hayvanların etleri yüzünden 37 kişinin ölmesi, yüzlerce kişinin ağır biçimde hastalanması kuşkuları artırdı. Araştırmalardan sonra bu ölümlerin doğrudan GM ürününden değil besi yerindeki kirlilikten kaynaklandığı da savunuldu, ancak kuşkular tam olarak giderilemedi. Yine böceklere karşı direncini artırmak için böcek öldürücü bir protein olan Lektin eklenmiş GM ürünü Pusztai patateslerinin yol açtığı hayvan zehirlenmeleri de "üzerinde gözlem yapılması gereken bir vaka" olarak kuşkulu olaylar arasındaki yerini aldı.

Çevre Ne Olacak?
            GM tarım ürünleri konusundaki en büyük kuşku ise bu tarlaların çevreyi nasıl etkileyeceği sorusuna net bir yanıt verilememesinden kaynaklanıyor. Bu güne kadar yapılan araştırmalarda ciddi bir etki gözlenmedi. Ancak araştırmalar, ekilen geniş alanların çok küçük bir bölümünü kapsıyor. Oysa sadece ABD ve Kanada`da 80 ayrı GM ürünü, milyonlarca hektarlık araziye yayılmış durumda. Bilimadamları en önemli riski GM olan ve olmayan ürünlerin birbirini etkilemesinde görüyor.
            Bir tarlada yetiştirilen GM ürünlerinin yakınlarda yer alan tarlalardaki ürünlerin yapısını da etkilemesi mümkün. Örneğin yabani bitkilere ya da böceklere karşı dirençli olması için genleriyle oynanmış patatesler patatesle ilişkili olmayan başka yabani otlarla etkileşime girerek bu otların direncini artırabilir. Bunlar dışında henüz ticari olarak kullanılmasa da çiftçilerin sadece tohum üreten şirketlerden alışveriş yapmasını sağlamak için tohumların filizlenmesini önleyen "yok edici genler" bitkilerle etkileşim halinde tehlikeli sonuçlar doğurabiliyor. İstanbul Teknik Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü öğretim üyelerinden Prof. Dr. Artemis Karaali transgenetik ürünler için dünyada da belirgin bir politika olmadığını söylüyor. Karaali dünyadan farklı olarak Türkiye`de kamuoyunun bu ürünler karşısında yeterli bilgi sahibi olmamasına ve konunun yeteri kadar tartışılmamasına dikkat çekiyor.
            Karaali "Şu anda yapılan toksikolojik çalışmalarda net olumsuz bir etki öne süremiyor. Ancak insanlar uzun vadeli birtakım şeyler bekliyorlar, onun için korkuyorlar" diyor. Geçen hafta piyasaya çıkan ve biyoteknolojinin risklerini sorgulayan Gattaca adlı kitabın 23 yaşındaki yazarı Emrullah Gökhan bir genetik mühendisliği öğrencisi olarak benzer sakıncalara dikkat çekiyor. Gökhan gelecekte genetiğe yatırım yapmayan hükümetlerin önemli sıkıntılarla karşı karşıya kalacağını hatırlatırken "Türkiye`de bu konuda herhangi bir çalışma yapılmıyor. Oysa dünyada yüzlerce Türk öğrenci ve bilimadamı bu konuda önemli çalışmalar yapıyor, ancak kimse ilgilenmiyor" diyor.

 

 

 

 

 

Genetiği Değiştirilmiş Ürünlerin Zararları

 

Genetik Mühendislik ürünleri teknolojisi, yaşayan organizmaların genetik ana yapısını değiştirmeyi ve elde edilen yeni ürünleri kar amaçlı olarak satmayı hedefleyen bir çalışma koludur.Bu teknoloji  bazı milletler arası “yaşam bilimi” firmaları tarafından sürdürülmektedir. 

Bu firmalar çalışmalarının dünyadaki açlığı azaltacağını,hastalıkları tedavi edeceğini,insan sağlığını olumlu etkileyeceğini, tarımda sürekliliğin  sağlanabileceğini iddia etmektedirler.Oysa, gerçekte yapılan çalışmalara bakıldığında esas amacın dünyadaki  tohum, gıda, tıbbi ürünler, lifli besinler  sektörlerini kontrol altına almak ve monopol oluşturmak olduğu görülmektedir. 

Genetik Mühendisliği devrim yapan yeni bir teknolojidir. Bu mühendislik dalı halen gelişme açamasındadır. Sözkonusu teknoloji o kadar güçlüdür ki sadece türler arasındaki değil insanlar, hayvanlar ve bitkiler arasındaki genetik koruma duvarlarını  dahi yıkabilir.  Çeşitli virüsleri, antibiyotiğe dirençli genleri, bakterileri vektör, işaretleyici ve promoter olarak kullanarak genetik kodları kalıcı olarak değiştirir ve daha sonra  genleri değiştirilmiş organizmalar bu genetik değişimleri kendilerinden sonraki nesillere kalıtım yoluyla aktarırlar.

Dünya üzerindeki bütün genetik mühendisleri  genetik malzemeye ilaveler yapmak, yeniden düzenlemek, düzeltmek, programlamak gibi işlerler meşgul olmaktadırlar. Bitki, balık ve bazı hayvanların kromozomlarına hayvan genleri ve hatta insan genleri enjekte edilerek hayal edilemeyecek transgenic (farklı canlıların  genleri arasında yapılan transferlerden) yaşam biçimleri elde etmektedirler.Tarihte boyunca ilk defa uluslarası bioteknoloji şirketleri  yaşamın mimarları ve sahibi konumu durumuna gelmişlerdir.  

Kanuni kısıtlamalar ve kurallar, isimlendirme şartları veya bilimsel protokollar çok az olduğu için bio mühendisler yüzlerce yeni  ‘`Franken foods`` (yapay, farklı türler arası birleştirilmiş genlerden oluşan besinler)  ve tahıl türleri  yetiştirmeye başladılar. Bunlar gerçekten insana ve çevreye zarar verici niteliktedir ve ayrıca dünyadaki milyarlarca çiftçi ve köylü içinde negatif  sosyo ekonomik etkileri vardır.

Gün geçtikçe artan sayıda bilim adamı kullanılan gen ayırma teknolojilerinin tam gelişmemiş,  yanlış ve sonuçlarının öngörülemediğini söyleyerek ikazda bulunmaktadır. Ancak, ABD nin liderliğindeki bio teknoloji taraftarı hükümetler ve düzenleyici kurumlar tüm Genetik Mühendiliği ürünü yiyeceklerin  geleneksel yiyeceklerle aynı olduğunu ve özel bir şekilde etiketlenmesine veya pazarlama öncesi bir zararı olup olmadığının anlaşılabilmesi için  bir teste tabi tutulmalarına gerek olmadığını söylemektedir.  Yeni cesur dünyanın üretip kabul ettiği bu yapay yiyecekleri korkutucudur.

Şu anda ABD`de dört düzineden fazla genetiği değiştirilmiş besin ve tahıllar oldukça yaygın olarak satılmaktadır. 70 milyon acre (1acre=4046.9 m2) tarım alanı üzerinde genetiği değiştirilmiş ürünler alanı ekili durumdadır.  Buna ilaveten bir firmanın  ürettiği Bovine Büyüme Hormonu (rBGH) düzenli olarak 500.000 süt ineğine enjekte edilmektedir.

Süpermarketlerde ki işlemden geçmiş besinlerin çoğunda genetik katkı maddeleri vardır ve testlerde bunu doğrulamaktadır.  Buna ek olarak düzinelerle genetiği değişmiş tarım ürünü geliştirilmektedir ve bunlarda kısa bir zaman sonra piyasaya sürülmüş olacaklardır.  Gelecek 5-10 yıl içinde ABD` deki besin ve lifli gıdaların tamamının  genetiği  değiştirilmiş olacaktır.   Bunların arasında soya fasulyesi, mısır, patates,  canola yağı, pamuk tohumu yağı, papaya, domates ve süt ürünleri sayılabilir.

Besin ve lifli ürünlere uygulanan genetik mühendisliğinin sonuçları  belirsiz olduğu kadar hayvanlar, insanlar, çevre ve organik tarımın geleceği için tehlikelidirde. İngiliz moleküler bilimci Dr.Michael Antoniu`nun belirttiğine göre gen ayrıştırılması beklenmedik bir şekilde toksik maddelerin ortaya çıkmasına neden olmuştur.  Toksik maddeler özellikle genetik mühendisliğin uygulandığı bakteriler, mayalar, bitki ve hayvanlarda görülmektedir.  Ancak, büyük bir sağlık sorunu ortaya çıkana kadar bu sorun pek dikkati çekmeyecektir.

 

 

Bu besin maddelerinin zararları :
Toksinler ve Zehirler

Genetik mühendisliği uygulanmış ürünler potansiyel olarak toksik olup insan sağlığını tehdit edici bir konumdadır.  1989 yılında  L-tryptophan isimli çok bilinen bir maddenin genetik mühendisliği uygulanmış  bir türü 37 Amerikalı`nın ölümüne ve 5000 kişininde sakatlanıp ölümcül ve ızdıraplı bir kan hastalığına yakalanmasına (eosinophilia myalgia syndrome ‘`EMS``) sebep olmuştur.

Japonya`nın üçüncü büyük kimyasal şirketi olan Showa-Denko ilk defa 1988-89 yıllarında serbestçe satılan bileşimde genetik mühendisliği uygulanmış bakteriler kullanmıştır.  Düşünülen odur ki DNA nakli işlemi sırrasında bakteriler bir şekilde kirlenmiş  ve de bu insanların  hastalanmasına neden olmuştur.  Bu yüzden Showa Denko şirketi ilaçdan zarar görüp EMS hastağına yakalanan kişilere 2 milyar dolar tazminat ödemiştir.

1999 yılında İngiliz basını Rowett Enstitüsün`den bilim adamı Dr.Arpad Pusztai`nin yaptığı detaylı araştırma genetiği değiştirilmiş patateslerin de zararlarını ortaya koymuştur. 

Laboratuar testlerinde snowdrop çiçeğinin (kar damlası çiçeği, Avrupa`da yetişir ve daha kar kalkmadan çiçek açar)  DNA sı ile bilinen bir viral promoter olan Cauliflower Mosaic Virus (CaMv) kullanılarak genetik yapısı değiştirilmiş patateslerin memeliler için zehirli olduğu tesbit edilmiştir.  Kimyasal kompozisyonu normal patateslerden oldukça farklı olan bu patatesler farelerin hayati önemi olan organlarına ve bağışıklık sistemlerine zarar vermiştir. En tehlikelisi ise farelerin midelerinin iç yüzeyinde son derece ciddi bir viral enfeksiyon ortaya çıkmıştır ki bunun da nedeninin CaMv denilen viral promoter olduğu kesindir ve de bu madde bütün genetik mühendisliğinin yarattığı ürünlerde kullanılmaktadır.

Dünyada her geçen gün artan sayıda bilim adamı genetik manipülasyonun besinlerde doğal olarak bulunan bitki toksinlerinin seviyesini arttıracağını veya yeni toksinler yaratacağı konusunda ikazlarda bulunmaktadırlar.

Bütün bunlara rağmen yeterli denetim olmadığı için tüketiciler kobay olarak kullanılmak durumundadırlar. 

Artan kanser riski

1994 yılında FDA, bir  firmanın  Büyüme Hormonu satmasını ve süt veren ineklere bu hormonun enjekte edilmesini bilim adamlarının tüm itirazlarına  rağmen onaylamıştır. Bu ineklerin sütünden elde edilen besinleri tüketen insanlarda göğüs, prostat ve kolon kanserine yakalanma riski oldukça fazladır. 

1998 yılında Kanada`da hükümetin görevlendirdiği bilim adamları farelerde yaptıkları deneylerde prostat kanseri ve tiroid kistleri olasılıklarına rastlamışlardır. Sonuç olarak 1999 yılı başlarında Kanada hükümeti süt veren ineklerde bu hormonun kullanılmasını yasaklamıştır.

Yiyecek allerjileri

Yiyecek allerjisi olan kişiler de (ki Amerikalı çocukların %8 inde bu sorun vardır)  semptomlar hafif huzursuzluktan ani ölüme kadar değişkenlik gösterir. Dolayısıyla bu kişiler günlük besin maddelerine eklenen yabancı proteinlerden zarar görebilirler, çünkü söz konusu proteinler insanlar tarafından şimdiye kadar hiç tüketilmemişlerdir. Gelecekte olası bir kamu sağlığı felaketini önleyebilmek için pazarlama aşamasından önce hayvanlarda ve gönüllü insanlarda uzun dönemli testler yapılması gereklidir. 

Ayrıca, bu besin maddelerinin etiketlerine gerekli uyarıların yazılması da besin allerjisi olan kişileri korumak açısından şarttır.

Ne yazık ki FDA veya dünyadaki diğer kontrol mekanizmaları pazarlama öncesi hayvan ve insanlarda testler yapılmasını rutin olarak talep etmemektedirler.  İngiliz bilim adamı Dr.Mae-Wan Ho`nın belirttiği gibi genetiği değiştirilmiş besinlerin allerji yapma  potansiyelini kestirebilmek mümkün değildir, çünkü allerjik reaksiyonlar  kişinin allergenle temasından ancak bir müddet sonra ortaya çıkmaktadır.

Besinlerin kalitesi ve beslenmeye verilen zarar

1999 yılında Dr.Marc Lappe`nin Journal of Medicinal food dergisinde yayınlanan makalesinde  genetiği değiştirilmiş soya fasulyesinde insanları kalp hastalıkları ve kansere karşı korumakta yararlı phytoestrogen bileşimlerinin geleneksel soya fasulyelerine göre daha az olduğu belirtilmiştir. 

Antibiyotik Direnci

Gen mühendisleri bir bitki veya mikroba yabancı bir gen ilave ettikleri zaman onu başka bir gene bağlarlar ve bu da antibiyotik direnç simgesi (antibiotic resistance marker-ARM) olarak isimlendirilir. Bu sayede ilk verilen genin ev sahibi organizmada başarılı bir şekilde kalıp kalmadığı tesbit edilir.

Bazı araştırmacılar bu ARM genlerinin beklenmedik bir şekilde hastalık yapan bakteriler veya mikroplarla birleşebileceği ikazını yapmakta ve geleneksel antibiyotiklerle tedavisi mümkün olamayacak hastalıkların ortaya çıkabileceğini belirtmektedirler. Örneğin salmonella`nın yeni tipleri,e-coli, kampilobakter bunlardan bazılarıdır.  Avrupa Birliği yetkilileri bütün genetiği değişmiş ve ARM taşıyan besinlerin yasaklanmasını öngörmektedirler.

 

Toprakta ve Ürünlerde Daha Fazla Tarım İlacı  Kalıntısı

Yapılan çalışmalarda genetiği değiştirilmiş ürünler yetiştiren Amerikalı çiftçilerin  geleneksel tarım yapan çiftçilere göre daha fazla tarım  ilacı kullandıkları tesbit edilmiştir, çünkü bu bitkiler tarım ilaclarına karşıda dirençlidir.

İlaca karşı dirençli olan bu bitkilerin özelliği tarım ilaçlarından zarar görmemeleridir. Dolayısıya çiftçiler bitkilerdeki haşeratı öldürmek için tarım ilaçlarını fazla miktarlarda   kullanabilmekte ve bitkide bundan zarar görmemektedir: 

Bio teknolojide lider olan şirketler aynı zamanda toksik tarım ilaçlarınıda üretip satmaktadırlar, dolayısıyla  bu şirketler bitkileri özellikle genetik olarak ilaca karşı dirençli olarak dizayn etmekte ve böylece çiftçilere daha fazla tarım ilacı satma imkanı bulmaktadırlar:

 

Genetik Kirlilik

Genetiği değiştirilmiş ürünlerin ekili olduğu alanlardan genetiği değiştirilmiş polenler rüzgar, yağmur, kuşlar, arılar ve polen taşıyıcı böcekler tarafından  hem organik hem de normal tarımın yapıldığı alanlara taşınmakta ve buradaki ekinlerin DNA sını kirletmektedir. 

Organik tarımla uğraşan çifçiler genetik kirliliğin kontrol edilemeyeceğini savunmakta ve bunların yaşayan canlılar oldukları için çoğalabileceklerini, göç edebileceklerini, mutasyona uğrayabileceklerini belirtmektedirler. 

Faydalı Böceklerin ve Toprak verimliliğinin zarar görmesi

Bu yılın başlarında Cornell Üniversitesinden bazı araştırmacılar şaşırtıcı bir keşifte bulundular.  Genetik olarak değiştirilmiş mısırların polenleri Monarch kelebeklerini zehirlenmesine sebep olmaktaydı.  Araştırmalar bu tür ürünlerin yararlı böceklere ve topraktaki yararlı mikroorganizmalara belki de kuşlara bile zarar verdiğini tesbit etmiştir.

Yeni virüs ve bakterilerin yaratılması

Yıllar önce Michigan State Üniversitesinde yapılan deneyler bitkilerin genetiğini değiştirmenin ve onları virüslere karşı dirençli yapmanın söz konusu virüslerin mutasyonla daha etkin bir hale gelmesine yol açtığını belirlemiştir.

Sosyo ekonomik Zararlar

Genetiği değiştirilmiş yiyecekler ve bio teknoloji ürünü gıdaların kullanımı 12.000 yıldan beri devam edegelen geleneksel tarım üretimine sekte vurmakta, kullanılmakta olan Terminatör Teknolojisi gibi metodlar tohumların kısırlaşmasına sebep olmaktadır. Böylece dolaylı bir şekilde zorlanan çiftçiler çok daha pahalı olan genetik mühendisliği ürünü tohumları bir avuç global monopolden almak zorunda kalmaktadırlar.

 

Ms.Cummins makalesinden özet

Bu konu 522 kez okundu
Bu konuyu Site Admini Ekledi
Yorum İçin Üye Girişi
Şikayet Bildirimi
Avatar Seç
   
 
Görüş ve yorumlarınız bizim için değerlidir. Yorumlarınız kontrol edildikten sonra yayınlanmaktadır.


Yorumlar Yükleniyor..