57 Online (32 Mobil)

 

 

TEKNOLOJİ Haberi
Diğer Haberler
Ölüp Dirilen Canlılar
TEKNOLOJİ 28 Ağustos 2014 Perşembe 21:37 | 9684 Kez okundu

Kaynar kükürt havuzlarındaki balıklar, yüksek radyasyon altında ölüp sonra dirilen bakteriler, `hayat` kavramına yeni anlamlar getiren organizmalar... Son araştırmalar bilim insanlarını daha önce yaşamın olamayacağına inanılan ortamlarda yeni canlılarla tanıştırdı.

Son yıllarda bilim insanları, bir zamanlar hiçbir canlının yaşayamayacağı düşünülen ortamlarda hayatta kalan, gelişip serpilen çok sayıda organizma keşfetti. Aşırı sıcak, aşırı soğuk, fazla asitli, çok tuzlu ortamlarda, yüksek basınç altında yaşayan canlılar `hayat` kavramına yeni anlamlar yüklüyor.

Okyanusların derinlerindeki hidrotermal bacaların çevresi, bilinen en uç yaşam alanları arasında. Yerkabuğunun içine sızan okyanus suyu ısınıyor, kimyasal maddeleri emiyor ve okyanus dibindeki `hidrotermal baca` adı verilen yerlerden dışarı fışkırıyor. Su sıcaklığı 400 dereceyi geçebilen bu bacaların etrafındaki dev midyeler, boyları iki metreye varabilen solucanlar, beyaz yengeçler ve diğer canlılar araştırmacıları hayrete düşürüyor.

Victoria Üniversitesi`nden Dr. John Dower ve meslektaşları, kısa bir süre önce Büyük Okyanus`un batısındaki sualtı volkanlarına keşif gezisi yaptı. Ekip, bazı bacalarda oluşan kükürt havuzlarının kenarında kümeleşen dilbalıklarının uç yaşamına şahitlik etti. Görünüşe göre zehirli ağır metaller, asit ve 180 derecelik sıcaklık onları rahatsız etmiyordu. Hatta araştırmacılar yeni keşfedilen bu dilbalıklarının bazılarını da havuzun üzerindeyken gördü! Londra Zooloji Enstitüsü`nden Dr. Alex Rogers bunun çok çarpıcı olduğunu söylüyor. `Bu balıkların olağanüstü savunma mekanizmaları olmalı` diyor.

Sakallı solucanlar da (Riftia pachyptila) baca ekosistemlerinin ilginç yaratıklarından. Önceleri yüzüp avlanan genç sakallı solucanlar, bir süre sonra bir hidrotermal bacanın yakınına temelli olarak yerleşiyor. Ağızları ve mideleri kayboluyor. Nature dergisinde yayımlanan yeni bir çalışmaya göre bu aşamadan sonra kükürt `yiyen` bakteriler derilerinden içeri giriyor. Özel bir dokuya yerleşiyor ve bacalardan çıkan kimyasalları solucanların ihtiyacı olan besinlere dönüştürüyorlar. Araştırma grubunun üyesi, Viyana Üniversitesi`nden Monika Bright, yalnızca bu tür bakterilerin, solucanların derilerini istila etme yeteneğine sahip olduğunu belirtiyor.

Su ayıcıkları, bilinen en dirençli organizmalardan biri. Bulunduğu ortam kuruduğunda durağan bir evreye giriyor ve uzun süre bu halde kalabiliyor. Yüksek sıcaklığa, X ışınlarına, oksijensizliğe ve deniz seviyesindeki atmosfer basıncının yaklaşık 6 bin katına dayanıyor. Suyla temas edince yeniden normal haline dönüyor.

Derin denizler soğuk, karanlık ve aşırı basınç altında. Ama yaşam buralarda da sürüyor. Bir Japon denizaltısı, Büyük Okyanus`un yaklaşık 11 kilometre derinindeki Marianas Çukuru`ndan `foraminifera` adı verilen tek hücreli organizmalar topladı. Basınç dayanıklılığının daha çarpıcı örnekleri de var. Sonuçları Science dergisinde yayımlanan bir deney, Dünya`da yaygın olarak bulunan iki bakteri türünün, yerkabuğunun 50 kilometre aşağısındakine denk basınç altında bile hayatta kalabildiğini gösterdi.
Washington Carnegie Enstitüsü`nden Anurag Sharma ve James Scott, yüksek basınç fiziği laboratuvarlarında bulunan bir aleti kullanarak deneyler yaptılar. Birçok insanın bağırsaklarında yaşayan E. Coli bakterilerini ve metalleri indirgeyen Shewanella oneidensis bakterilerini, deniz seviyesindeki basıncın 16 bin katına maruz bıraktılar. Deney sonrasında bakterilerin önemli bir kısmı yaşıyordu.

`Dirilen` Bakteri
Deinococcus radiodurans, uzun yılardan beri bilim insanlarının kafasını meşgul eden bir mikroorganizma. Güneşin kavurduğu çöllerde tamamen susuz kalsa bile, insan için öldürücü radyasyon düzeyinin binlerce katına maruz kalsa bile hayatta kalıyor. Yüksek dozdaki radyasyon DNA`sını parçalıyor ama etkin onarım sistemi yüzlerce parçaya ayrılsa bile DNA`sını birkaç saat içinde eski haline getirebiliyor. Kısa bir süre önce Fransa`daki René Descartes Üniversitesi`nden Miroslav Radman ve meslektaşları, Nature dergisinde yayımlanan makaleleriyle bu sırrı kısmen açığa çıkardı. Radman `Klinik açıdan ölü olan bir hücrenin diriliş mekanizmasını keşfettik` diyor.

Bu çalışma, bakterinin genlerinin en az iki kopyası olduğunu, bunlar zarar görse bile uygun `aletlerle` orijinal sıralamanın elde edildiğini gösteriyor. Bu süreç çok önemli, çünkü doğru sıralanmamış, anlamsız bir `mesaj` organizmanın sonunu hazırlayabilir. Sır perdesi aralandı ama henüz cevaplanamayan bir soru var. DNA onarımı için proteinler gerekiyor; ancak onlar da radyasyondan zarar görebilir. Peki parçalanmış bir DNA bozuk aletlerle nasıl onarılıyor?

Okyanusun derinlerindeki hidrotermal bacalardan fışkıran, sıcaklığı 400 dereceye çıkabilen zehirli suların çevresinde bile hayata rastlanabiliyor. Dev midyeler, boyları iki metreye varabilen solucanlar, beyaz yengeçler ve diğer canlılar araştırmacıları hayrete düşürüyor.

Bilinen en dirençli organizmalar arasında su ayıcıkları da (Tardigrada) var. Bu minik hayvanlar, çok farklı ortamlarda yaşayabiliyor. Bulundukları ortam kurursa hücrelerindeki suyun yerini trehalose adındaki bir madde alıyor, metabolizmaları normal düzeyin yüzde 0,01`ne düşüyor, durağan bir evreye giriyorlar. Suyla temas ettikten sonraki birkaç dakikada, bazen de birkaç saatte ise yeniden normal yaşama dönüyorlar. Durağan evreye giren su ayıcıkları eksi 200 derece soğukta, 150 dereceyi aşan sıcaklıklarda yaşıyor. Yüksek dozda X ışınlarına, oksijensizliğe ve deniz seviyesindeki atmosfer basıncının yaklaşık 6 bin katına dayanıyor. Üstelik çok uzun süre bu evrede kalabiliyorlar. South Florida Üniversitesi`nden biyolog Jim Garey, kurutulmuş yosunların üstündeki su ayıcıklarının, 100 yıldan fazla bir süre sonra yeniden `canlandıklarını` söylüyor.

Ocak ayında, Amerikalı araştırmacıların Antarktika`da, 4 kilometre kalınlığındaki buz kütlesinin altında bulunan büyük tatlı su gölü Vostok`tan çıkarılan mikroorganizmaları analiz edeceği açıklandı. Bu gölün en az 15 milyon yıldır buzlar altında olduğu tahmin ediliyor. Kaliforniya Üniversitesi`nden Brian Lanoil`in başkanlığındaki çalışma grubu, gölün donmuş kısmından elde ettikleri DNA`ları inceleyerek göl suyunda bulunduğu düşünülen organizmaların şiddetli soğukta, zifiri karanlıkta nasıl yaşadığını anlamaya çalışacak. Vostok Gölü`nde yapılacak araştırmaların Jüpiter`in buzlarla kaplı uydusu Europa ve diğer gezegenlere ışık tutabileceği belirtiliyor. Dünya`da en olumsuz şartlarda bile yaşayan canlıların olması, gözleri uzaya çeviriyor. NASA`dan bilim insanları Europa`nın buz tabakasının altında, Mars`ın yüksek radyasyona maruz kalan kumlarının altında, uçsuz bucaksız uzayda hayattan izler arıyor

Yazı: Selcen Pilge, Nisan 2007/Sayı 169

Yorum İçin Üye Girişi
Şikayet Bildirimi
Avatar Seç
   
 
Görüş ve yorumlarınız bizim için değerlidir. Yorumlarınız kontrol edildikten sonra yayınlanmaktadır.


Yorumlar Yükleniyor..